edebî Podcast #20 Jale Sancak

Blog yazarı Evren Soyuçok tarafından hazırlanan edebî podcastin 1. sezon final bölümü konuğu Yazar Jale Sancak. Bu bölümde Behçet Çelik, Nurullah Ataç ve Burhan Sönmez‘in edebiyata dair görüşleri masaya yatırılırken Semih Gümüş‘ün bir sorusuna cevap arandı.

edebî podcastin 20. bölümünde Jale Sancak, şu üç edebiyatçıdan yapılan alıntılarla ilgili kendi görüşlerini dile getirdi:

Okumaya devam et “edebî Podcast #20 Jale Sancak”

edebî Podcast #19 Semih Gümüş

Blog yazarı Evren Soyuçok tarafından hazırlanan edebî podcastin 19. bölümünün konuğu Eleştirmen ve Yazar Semih Gümüş. Bu bölümde Bâki Ayhan, Melih Cevdet Anday ve Samizade Süreyya‘nın edebiyata dair görüşleri masaya yatırılırken Murat Yalçın‘ın bir sorusuna cevap arandı.

edebî podcastin yeni bölümünde Semih Gümüş, şu üç edebiyatçıdan yapılan alıntılarla ilgili kendi görüşlerini dile getirdi:

Bâki Ayhan T.: Bizde kitap eklerinde yayımlanan sözümona eleştiri yazılarının eleştiriyle uzaktan yakından ilgisi olmayıp, bunlar esasında piyasaya hitap eden “kitap tanıtım” yazılarıdır. (…) O köşelerde yazanlar genelde belli yayınevlerinin sözcüsü gibi çalışmakta, edebiyat ortamının geniş haritasından bihaber kalmakta, bir anlamda da kendileri çalıp kendileri oynamaktadır. (Varlık dergisi, sayı 1358, Kasım 2020,s.14, “Eleştirinin Geçerli Geçersizliği”)

Melih Cevdet Anday: Bizde şiir eleştirisi yok gibi; bütün eleştirmenler romanları hikâyeleri eleştiriyorlar. Çünkü bütün eleştirmenlerimiz solcu ve bunlar eleştirmeyi bir yapıtın sosyal içeriğinden çıkarma yolunu biliyorlar yalnızca, bunun dışında bir sanat eleştirisi olduğunu hiç düşünmüyorlar. Bu yüzden de kendilerine sosyal içerik veren yapıtlara yöneliyorlar. Diyelim bir romanda, bir hikâyede, yalnız toplumsal açıdan değil, sosyalizm açısından da ellerine bir söz geçerse, o sözü romancıyla özdeşleştirip gereğini yapıyorlar. Öbür yanda şiir, onlara böyle kolay ve rahat bir sosyal içerik vermediği için de şiir eleştirmeye yönelmiyorlar. Çünkü orada sanatla karşılaşıyorlar ve sanatın eleştirisi onlara güç geliyor. (Bir Defterden, Everest Yayınları, 1. Basım, s. 3)

Samizade Süreyya: Edebiyat noktai nazarından, kendi hesabıma, yaratma devresine girdiğimize pek o kadar inanamıyorum. Tercüme ve iktibasa ihtiyacımızın büyük olduğunu sanıyorum. Bu ihtiyacımızın mühim bir kısmını niçin Rus edebiyatıyla tatmin etmeyelim? Bu edebiyat, hem bizim ruhumuza ve zevkimize daha yakın, hem de sanat noktasından, birçok cihetlerde, Garp edebiyatından üstündür. (1993 yılında yayımladığı Yüzbaşının Kızı çevirisinin giriş yazısı, [Alıntı: Kitap-lık sayı: 104, Nisan 2007, s. 110])

Bu bölümü, iTunes Podcast‘ten de dinleyebilirsiniz.

Semih Gümüş, edebî podcastin ikinci yarısında Murat Yalçın‘ın, Kitap-lık dergisinin 104. sayısının giriş yazısında gündeme getirdiği şu soruya cevap verdi:

Türkiye, edebiyat dergisi bolluğu bakımından başka ülkelerle kıyaslanamaz durumda. Şiirin ve öykünün şahlanışına dergilerde tanık oluyoruz. Roman ise kitap piyasasının malı olmaktan memnun gözüküyor. (…) Teşrih masasına yatırılmayı bekleyen romana, gazetelerin kitap ekleri kucak açmış beklerken, edebiyat dergilerinin yavaşça sırtını dönmesi ne anlama geliyor? Edebiyat ortamı ile kitap piyasası arasında ‘roman’ üstünden bir çekişme mi yaşanıyor?

edebî Podcast’in tüm bölümlerini dinleyin:

#20 Jale Sancak edebî

Blog yazarı Evren Soyuçok tarafından hazırlanan edebî podcastin 20. bölümünün konuğu Yazar Jale Sancak. Bu bölümde Behçet Çelik, Nurullah Ataç ve Burhan Sönmez'in edebiyata dair görüşleri masaya yatırılırken Semih Gümüş'ün bir sorusuna cevap aranıyor. edebî podcastin bu bölümüne dair notlara https://edebi.blog/jale-sancak/ adresinden ulaşılabilir.edebî Podcast Erişim Kanalları:https://twitter.com/edebipodcast/https://www.instagram.com/edebiyayin/https://www.facebook.com/edebiblog/Telegram kanalı: https://t.me/edebiblogJale Sancak Hakkında:İstanbul'da 3 Aralık 1958'de doğan Jale Sancak, sekreterlik, düzeltmenlik, redaktörlük, desinatörlük yaptı. 1984'ten beri tekstil sektöründe modelist ve tasarımcı olarak çalışıyor. Resimle de uğraşan Sancak, 1985'te TRT İstanbul Radyosu'nda seslendirilen Yitik Sesler adlı oyunuyla yazarlık yaşamına adım attı. Öyküleri Argos, Adam Öykü ve Varlık'ta yayımlandı. 1998'de TRT'ye Ateşi Çalmak adlı TV programını hazırladı. Mırıl Mırıl Münevver adlı öyküsü TRT'ye TV filmi yapıldı. TRT radyolarında 20 kadar oyunu yayımlandı. Bu Gece Pera'da adlı öyküsü Fince'ye çevrildi. 2001 yılında Haldun Taner Öykü Ödülünü, 2014'te Duygu Asena Roman Ödülünü aldı. Yazarın yapıtları Almanca ve Bulgarca'ya çevrildi. Galapera Sanatevinin kurucusudur.Öykü kitapları: Belki Yarın (2016, Hep Kitap), Tanrı Kent (2020, İthaki), Lodosla Gelen (2020, İthaki)Romanları: Uyanan Güzel (2017, Hep Kitap), Fırtına Takvimi (2018, Hep Kitap)Antoloji: İstanbul Öyküleri Antolojisi (2009, İkaros)
  1. #20 Jale Sancak
  2. #19 Semih Gümüş
  3. #18 Hayriye Ünal
  4. #17 Murat K. Murat
  5. #16 Derya Atsan

edebî Podcast #18 Hayriye Ünal

Blog yazarı Evren Soyuçok tarafından hazırlanan edebî podcastin 18. bölümünün konuğu Şair ve Eleştirmen Hayriye Ünal. Bu bölümde Harold Bloom, Nurullah Ataç ve Walter Benjamin‘in edebiyata dair görüşleri masaya yatırılırken Oğuz Demiralp‘in bir sorusuna cevap arandı.

edebî podcastin 18. bölümünde Hayriye Ünal, şu üç edebiyatçıdan yapılan alıntılarla ilgili kendi görüşlerini dile getirdi:

Harold Bloom: Her şiir bir ebeveyn şiirin yanlış yorumlanmasıdır. Şiir endişenin aşılması değil, bu endişenin kendisidir. Şairlerin yanlış yorumları, yani şiirler eleştirmenlerin yanlış yorumlarından ya da eleştiriden daha esaslıdır ama bu yalnızca bir derece farkıdır, tür farkı değil. Yorum diye bir şey yoktur, yalnızca yanlış yorum vardır dolayısıyla her eleştiri mensur şiirdir. [Etkilenme Endişesi – Bir Şiir Teoisi, çev. Fetrit Burak Aydar, Metis 2008]

Nurullah Ataç: Bir dergi çıkaran kişi, yahut bir derginin başında olan kişiler, dergiye koyacakları şiirlerin ille çok iyi, çok güzel olmasını mı arayacaklar? Öyle olunca ona dergi çıkartmak demezler, boyuna seçme yazılar kitabı yapmağa özenmek derler. [Dergilerde, Yapı Kredi Yayınları, s.170]

Walter Benjamin: Has eleştirmenin alametifarikasının “kendi görüşü” olduğuna dair feci yanılgıya ilişkin: Birinin bir şey hakkındaki görüşünü öğrenmek, o kişinin kim olduğunu bile bilmiyorsanız çok anlamsız. İyi eleştirmen kendi görüşünü ayan beyan öne sürmekten kaçınır. Büyük eleştirmen, kendi görüşünü vermek yerine, eleştirel analizi üzerinden başkalarının kendi görüşünü oluşturmasını sağlar. Dahası eleştirmen figürünün bu tanımı öznel değil, olabildiğince objektif ve stratejik bir mesele olmalı. Bir eleştirmene dair bilmemiz gereken, onun neyi temsil ettiğidir. Hatta bunu bize kendisi söylemeli. [Notos Öykü 59, Ağustos-Eylül 2016, s. 64, Eleştiri Üzerine Notlar]

Hayriye Ünal, edebî podcastin ikinci yarısında Oğuz Demiralp‘in, Notos Öykü’nün 59. sayısında yer alan Önce Oku Sonra Doku başlıklı denemesinde gündeme getirdiği şu soruya cevap verdi:

Eleştiri yargıçlık değil, okurun yazma hakkını kullanmasıdır… eleştiri yazanın kendini yargıç sanmaması, yalnızca okur olarak düşüncelerini kağıda döktüğünü, dolayısıyla haddini bilmesi de gereklidir. Yazın sanatında yargıçlık sökmez. Tek yargıç zamandır. Yazdıklarıyla herkesi korkutan eleştirmenler olmuştur ama bunların arasında yarına kalanların sayısı kaçtır?

edebî Podcast’in tüm bölümlerini dinleyin:

#20 Jale Sancak edebî

Blog yazarı Evren Soyuçok tarafından hazırlanan edebî podcastin 20. bölümünün konuğu Yazar Jale Sancak. Bu bölümde Behçet Çelik, Nurullah Ataç ve Burhan Sönmez'in edebiyata dair görüşleri masaya yatırılırken Semih Gümüş'ün bir sorusuna cevap aranıyor. edebî podcastin bu bölümüne dair notlara https://edebi.blog/jale-sancak/ adresinden ulaşılabilir.edebî Podcast Erişim Kanalları:https://twitter.com/edebipodcast/https://www.instagram.com/edebiyayin/https://www.facebook.com/edebiblog/Telegram kanalı: https://t.me/edebiblogJale Sancak Hakkında:İstanbul'da 3 Aralık 1958'de doğan Jale Sancak, sekreterlik, düzeltmenlik, redaktörlük, desinatörlük yaptı. 1984'ten beri tekstil sektöründe modelist ve tasarımcı olarak çalışıyor. Resimle de uğraşan Sancak, 1985'te TRT İstanbul Radyosu'nda seslendirilen Yitik Sesler adlı oyunuyla yazarlık yaşamına adım attı. Öyküleri Argos, Adam Öykü ve Varlık'ta yayımlandı. 1998'de TRT'ye Ateşi Çalmak adlı TV programını hazırladı. Mırıl Mırıl Münevver adlı öyküsü TRT'ye TV filmi yapıldı. TRT radyolarında 20 kadar oyunu yayımlandı. Bu Gece Pera'da adlı öyküsü Fince'ye çevrildi. 2001 yılında Haldun Taner Öykü Ödülünü, 2014'te Duygu Asena Roman Ödülünü aldı. Yazarın yapıtları Almanca ve Bulgarca'ya çevrildi. Galapera Sanatevinin kurucusudur.Öykü kitapları: Belki Yarın (2016, Hep Kitap), Tanrı Kent (2020, İthaki), Lodosla Gelen (2020, İthaki)Romanları: Uyanan Güzel (2017, Hep Kitap), Fırtına Takvimi (2018, Hep Kitap)Antoloji: İstanbul Öyküleri Antolojisi (2009, İkaros)
  1. #20 Jale Sancak
  2. #19 Semih Gümüş
  3. #18 Hayriye Ünal
  4. #17 Murat K. Murat
  5. #16 Derya Atsan

edebî Podcast #15 Şafak Çelik

Blog yazarı Evren Soyuçok tarafından hazırlanan edebî podcastin 15. bölümünün konuğu Şair Şafak Çelik. Bu bölümde İlhan Berk, Nurullah Ataç ve Tuğrul Tanyol‘un edebiyata dair görüşleri masaya yatırılırken Faruk Duman‘ın bir sorusuna cevap arandı.

edebî podcastin 15. bölümünde Şafak Çelik, şu üç edebiyatçıdan yapılan alıntılarla ilgili kendi görüşlerini dile getirdi:

Okumaya devam et “edebî Podcast #15 Şafak Çelik”

edebî Podcast #14 Dilruba Nuray Erenler

Blog yazarı Evren Soyuçok tarafından hazırlanan edebî podcastin 14. bölümünün konuğu Şair Dilruba Nuray Erenler. Bu bölümde Melih Cevdet Anday, Veysel Çolak ve Semih Gümüş’ün edebiyata dair görüşleri masaya yatırılırken Abdülkadir Budak‘ın bir sorusuna cevap arandı.

edebî podcastin 14. bölümünde Dilruba Nuray Erenler, şu üç edebiyatçıdan yapılan alıntılarla ilgili kendi görüşlerini dile getirdi:

Okumaya devam et “edebî Podcast #14 Dilruba Nuray Erenler”

edebî Podcast #13 Raşit Ulaş

Blog yazarı Evren Soyuçok tarafından hazırlanan edebî podcastin 13. bölümünün konuğu Şair Raşit Ulaş. Bu bölümde Melih Cevdet Anday, Salâh Birsel ve Semih Gümüş‘ün edebiyata dair görüşleri masaya yatırılırken Adnan Özer‘in bir sorusuna cevap arandı.

edebî podcastin 13. bölümünde Raşit Ulaş, şu üç edebiyatçıdan yapılan alıntılarla ilgili kendi görüşlerini dile getirdi:

Okumaya devam et “edebî Podcast #13 Raşit Ulaş”

edebî Podcast #10 Zeynep Arkan

Blog yazarı Evren Soyuçok tarafından hazırlanan edebî podcastin 10. bölümünün konuğu Şair Zeynep Arkan. Bu bölümde Melih Cevdet Anday, Veysel Çolak ve Salâh Birsel‘in edebiyata dair görüşleri masaya yatırılırken Arif Ay‘ın bir sorusuna cevap arandı.

edebî podcastin 10. bölümünde Zeynep Arkan, şu üç edebiyatçıdan yapılan alıntılarla ilgili kendi görüşlerini dile getirdi:

Okumaya devam et “edebî Podcast #10 Zeynep Arkan”

edebî Podcast #9 Emin Gürdamur

Blog yazarı Evren Soyuçok tarafından hazırlanan edebî podcastin 9. bölümünün konuğu Öykü Yazarı ve Editör Emin Gürdamur. Bu bölümde Valeria Luiselli, Semih Gümüş ve Melih Cevdet Anday’ın edebiyata dair görüşleri masaya yatırılırken Andrew Bennet ile Nicholas Royle sorusuna cevap arandı.

Podcasti, iTunes Podcast‘ten de dinleyebilirsiniz.

edebî Podcast’in tüm bölümlerini dinleyin:

#20 Jale Sancak edebî

Blog yazarı Evren Soyuçok tarafından hazırlanan edebî podcastin 20. bölümünün konuğu Yazar Jale Sancak. Bu bölümde Behçet Çelik, Nurullah Ataç ve Burhan Sönmez'in edebiyata dair görüşleri masaya yatırılırken Semih Gümüş'ün bir sorusuna cevap aranıyor. edebî podcastin bu bölümüne dair notlara https://edebi.blog/jale-sancak/ adresinden ulaşılabilir.edebî Podcast Erişim Kanalları:https://twitter.com/edebipodcast/https://www.instagram.com/edebiyayin/https://www.facebook.com/edebiblog/Telegram kanalı: https://t.me/edebiblogJale Sancak Hakkında:İstanbul'da 3 Aralık 1958'de doğan Jale Sancak, sekreterlik, düzeltmenlik, redaktörlük, desinatörlük yaptı. 1984'ten beri tekstil sektöründe modelist ve tasarımcı olarak çalışıyor. Resimle de uğraşan Sancak, 1985'te TRT İstanbul Radyosu'nda seslendirilen Yitik Sesler adlı oyunuyla yazarlık yaşamına adım attı. Öyküleri Argos, Adam Öykü ve Varlık'ta yayımlandı. 1998'de TRT'ye Ateşi Çalmak adlı TV programını hazırladı. Mırıl Mırıl Münevver adlı öyküsü TRT'ye TV filmi yapıldı. TRT radyolarında 20 kadar oyunu yayımlandı. Bu Gece Pera'da adlı öyküsü Fince'ye çevrildi. 2001 yılında Haldun Taner Öykü Ödülünü, 2014'te Duygu Asena Roman Ödülünü aldı. Yazarın yapıtları Almanca ve Bulgarca'ya çevrildi. Galapera Sanatevinin kurucusudur.Öykü kitapları: Belki Yarın (2016, Hep Kitap), Tanrı Kent (2020, İthaki), Lodosla Gelen (2020, İthaki)Romanları: Uyanan Güzel (2017, Hep Kitap), Fırtına Takvimi (2018, Hep Kitap)Antoloji: İstanbul Öyküleri Antolojisi (2009, İkaros)
  1. #20 Jale Sancak
  2. #19 Semih Gümüş
  3. #18 Hayriye Ünal
  4. #17 Murat K. Murat
  5. #16 Derya Atsan

edebî Podcast #8 Misli Baydoğan

Blog yazarı Evren Soyuçok tarafından hazırlanan edebî podcastin 8. bölümünün konuğu Yazar ve Psikolog Misli Baydoğan. Bu bölümde Semih Gümüş, Nuri Pakdil ve İnci Aral’ın edebiyata dair görüşleri masaya yatırılırken Fatma Barbarasoğlu‘nun sorusuna cevap arandı.

Podcasti, iTunes Podcast üzerinden de dinleyebilirsiniz.

edebî Podcast’in tüm bölümlerini dinleyin:

#20 Jale Sancak edebî

Blog yazarı Evren Soyuçok tarafından hazırlanan edebî podcastin 20. bölümünün konuğu Yazar Jale Sancak. Bu bölümde Behçet Çelik, Nurullah Ataç ve Burhan Sönmez'in edebiyata dair görüşleri masaya yatırılırken Semih Gümüş'ün bir sorusuna cevap aranıyor. edebî podcastin bu bölümüne dair notlara https://edebi.blog/jale-sancak/ adresinden ulaşılabilir.edebî Podcast Erişim Kanalları:https://twitter.com/edebipodcast/https://www.instagram.com/edebiyayin/https://www.facebook.com/edebiblog/Telegram kanalı: https://t.me/edebiblogJale Sancak Hakkında:İstanbul'da 3 Aralık 1958'de doğan Jale Sancak, sekreterlik, düzeltmenlik, redaktörlük, desinatörlük yaptı. 1984'ten beri tekstil sektöründe modelist ve tasarımcı olarak çalışıyor. Resimle de uğraşan Sancak, 1985'te TRT İstanbul Radyosu'nda seslendirilen Yitik Sesler adlı oyunuyla yazarlık yaşamına adım attı. Öyküleri Argos, Adam Öykü ve Varlık'ta yayımlandı. 1998'de TRT'ye Ateşi Çalmak adlı TV programını hazırladı. Mırıl Mırıl Münevver adlı öyküsü TRT'ye TV filmi yapıldı. TRT radyolarında 20 kadar oyunu yayımlandı. Bu Gece Pera'da adlı öyküsü Fince'ye çevrildi. 2001 yılında Haldun Taner Öykü Ödülünü, 2014'te Duygu Asena Roman Ödülünü aldı. Yazarın yapıtları Almanca ve Bulgarca'ya çevrildi. Galapera Sanatevinin kurucusudur.Öykü kitapları: Belki Yarın (2016, Hep Kitap), Tanrı Kent (2020, İthaki), Lodosla Gelen (2020, İthaki)Romanları: Uyanan Güzel (2017, Hep Kitap), Fırtına Takvimi (2018, Hep Kitap)Antoloji: İstanbul Öyküleri Antolojisi (2009, İkaros)
  1. #20 Jale Sancak
  2. #19 Semih Gümüş
  3. #18 Hayriye Ünal
  4. #17 Murat K. Murat
  5. #16 Derya Atsan

 

edebî podcast #7 Cengizhan Genç

Blog yazarı Evren Soyuçok tarafından hazırlanan edebî podcastin 7. bölümünün konuğu Şair Cengizhan Genç. Bu bölümde Nuri Demirci, Nurullah Ataç ve Seyhan Erözçelik’in  edebiyata dair görüşleri masaya yatırılırken Mehmet Ragıp Karcı’nın sorusuna cevap arandı.

Genç, edebî podcast boyunca kendisine aktarılan edebiyatçı görüşleriyle ilgili şu değerlendirmelerde bulundu:

Şiir kitabı olan herkesi şair olarak kabul etmeli miyiz?

Nuri Demirci: Karşılaştığınız her insan potansiyel şairdir. Çünkü şiirin hammaddesi olan sözcükleri hepimiz ortak kullanırız. Buna konuşma dili diyoruz. Kim ki diyeceğini söylerken birbirinden bıkmış, yan yana gelmekten yorgun düşmüş sözcükleri kullanmak yerine kendi söz iskeletini kurar, bu iskeleti modelini kendi çizdiği giysilerle giydirir, dolayısıyla bunu yaparak yeni bir söz dünyası kurar, yani ortak ipliklerden kendi kumaşını dokur, şair odur.

(Kitap-lık, Sayı 104, Nisan 2007, s.98)

Cengizhan Genç: Nuri Demirci’ye katılıyorum. Herkes kendi içinde bir potansiyel taşır, ancak o potansiyeli değerlendiren ve o yolda yürümek isteyen kişiler şair olarak kabul görmeyi başarır.

Mesela şiir kitabı olan herkesi şair olarak kabul etmeli miyiz? Ben şiir kitabı olan herkesi şair olarak kabul etmiyorum. Şiirin kendi sistematiğinden uzak, sırf yan yana kelimeleri getirebiliyor ve parasını verip bir kitap bastırdığı için kişi şair sıfatını kazanamaz. Bu, zamanın size verebileceği bir sıfattır. Sallapati aklınıza her geleni yazıp, dilin imkânlarını zorlamadan ve değerlendirmeden yazıya dökmek sizi şair yapmaya yetmez. Nuri Bey, şairin kendi söz iskeletini kurduğundan bahsediyor. Şair işte tam da burada ortaya çıkıyor. Kendine ait söz iskeletiyle, kendi kurduğu şiir diliyle ve çokça çalışmayla kendini kabul ettiriyor. Ortada yeni bir söz dünyası yoksa okuduğunuz mısralar size alelade bir yazı gibi geliyorsa şairin şairliği nerede? Herkes potansiyel şairdir, ancak çalışan, çalışan ve durmadan çalışarak kendinden şiire bir şeyler veren bunun karşılığını alabilir ve şair sıfatını kazanabilir.

Podcasti, iTunes Podcast üzerinden de dinleyebilirsiniz.

Şiirden duyguyu çıkarırsanız geride bir avuç harf yığını kalır.

Nurullah Ataç: Ne var ki ben şair olsaydım şiirlerime duygularımı koymazdım. Şiir duygu değildir ki bence. Hattâ duygunun şiiri öldürdüğüne inananlardanım.

(Okuruma Mektuplar – Prospero ile Caliban, s.24, Yapı Kredi Yayınları)

Cengizhan Genç: Buna kesinlikle katılmıyorum. Ne kadar da korkunç bir düşünce. Bir insandan duyguları alırsanız geriye bir robot kalır. Şiirden de duyguyu çıkarırsanız geride bir avuç harf yığını kalır. Bakın kelime yığını demiyorum. Duygu olmazsa bir avuç harf yığınından başka bir şeye sahip olamayız. Duygu, şiiri besleyen, ona ivme kazandıran, belki de şiirin kalıcı olmasını sağlayan yegane unsurlardan biridir. Ahmet Erhan’ın “Oğul” şiirinden duyguyu çıkarırsanız geriye ne kalır? Ya da Edip Cansever’in “Çağrılmayan Yakup”undan duyguları çekip alırsanız geriye yine “Çağrılmayan Yakup” kalır mı? Duygu şiiri diri tutar, zamana direnmesini sağlar. Şiirden duyguyu çıkarmak demek can düşmanınızla menfaatlerinizden dolayı zoraki sulh yapmak gibidir. Sahici değildir.

Şerbetsiz baklava yediğinizi düşünsenize, ona ne kadar baklava diyebilirsiniz? İnsan aklıyla şiir yazamaz mı? Elbet yazar, ancak aklıyla şiir yazsa bile yazdığı şiire yapay da olsa bir duygu ekler. İyi bir şairse biz akılla yazılan şiirlerdeki yapay duyguyu fark etmeyiz. Bu da şairin maharetiyle alakalı tamamen. Ben duygu kavramının şiirden çıkarılabileceğine inanmıyorum ve bunu korkunç buluyorum en başında da dediğim gibi.

Şiirin adının şiiri taşıyabilmesi önemli

Seyhan Erözçelik: Eskiden, “Şiir dörtgendir,” diyordum. Şimdi demiyorum. Şiir adları üzerine, sözgelimi, çok düşünmüşümdür, “Şiir adı, şiire dahil midir,” diye. Artık öyle düşünmüyorum, şiirin adı, şiirin içinde de olabilir. Ya da şiir, adıyla başlamayabilir.

(Kitap-lık Sayı 104, Nisan 2007, s.39, Söyleşiyi yapan: Vural Bahadır Bayrıl)

Cengizhan Genç: Buna hem katılıyorum hem de katılmıyorum. Okuduğum şiirlerin adlarını önemsiyorum. Kendim de bir şiir yazdığımda ona ad verebilmek için uzunca düşünürüm. Bazen öyle olur ki sırf bir isim için şiir yazarım. Şiire verilen ad şiirin fragmanı gibi gelir bana. Seyhan Erözçelik’e katıldığım nokta ise şiir adıyla başlamayabilir. Şiirden tamamen bağımsız bir isim de verilebilir. Hatta ben biraz acemice buluyorum şiirin ilk mısraının şiire ad olarak verilmesini. Şiirin adının şiiri taşıyabilmesi önemli ama. Yoksa şiirin adı şiirin içinde geçmiş geçmemiş buna çok takılmamak lazım.

edebî podcastin ikinci yarısında Evren Soyuçok, Cengizhan Genç’e Abdülkadir Budak, Murat Yalçın ve Mehmet Ragıp Karcı‘dan hangisinin sorusunu cevaplamak istediğini sordu. Mehmet Ragıp Karcı’yı seçen Genç’e, Osman Özbahçe‘nin Yaşayan Edebiyat için kendisiyle yaptığı söyleşide Karcı’nın dile getirdiği sorusu yöneltildi:

Mehmet Ragıp Karcı: Şiirin yüzündeki peçeyi en azından şairin kendisine indirtmemek gerekir. Her okuyucunun aynı şeyi gördüğü metin şiir olur mu?

(Yaşayan Edebiyat 1, S. 141)

Şiiri okutan, içindeki gizemdir

Cengizhan Genç: Niye şiir okuyoruz? Şairin ne düşündüğünü mü öğrenmek istiyoruz yoksa kendimizi duygusal ve zihinsel olarak mutmain mi kılmak istiyoruz? Önce bu soruya cevap vermek lazım.

Her okur okuduğu şiirden kendi anlamını çıkarır. Temelde ortak bir duygu muhakkak vardır ancak benim mutluluk anlayışımla sizin mutluluk anlayışınız ne kadar aynı olabilir? Mutluluk skalaları eşit olabilir mi insanların? Şiire de böyle yaklaşmak lazım. Tabii doğru zamanda doğru şiiri de okumak önemli. Üniversiteye ilk başladığımda Lâle Müldür’ün “Anemon” kitabını almıştım. Birkaç gün okuduktan sonra ne kötü şeyler yazmış bu kadın deyip kitabı bir köşeye kaldırmıştım. Altı ay sonra çok mutsuz olduğum bir gün kitabı yeniden okumaya başladım. Adeta çarpmıştı beni. Bir şair ve bir okur olarak ilk başta beğenmeyip burun kıvırdığım şiirler bende şok etkisi yaratmıştı. O sancılı süreci Lâle Müldür’ün şiirleri sayesinde atlatmıştım. Bir şair olarak her seferinde farklı bir şeyler yakaladığım, yeni anlamlar çıkardığım o şiirleri hâlâ her elime aldığımda bambaşka şeyler görürüm. Fakat Lale Müldür her bir şiirinin neden yazıldığına dair öyküleri paylaşsa, şiirinde ne anlatmak istediğini doğrudan okuyucuya sunsa şiirlerinin ne gizemi kalır ne de okuyucu her seferinde yeni bir anlam çıkarma, yeni bir şey kavrayabilme lüksüne sahip olur. Ben kendi adıma böyle bir şeyi istemem.

Şiir, roman ve hikâyeden farklı olarak okuruna her seferinde yeni bir şey vadetme yeteneğini korur. Şiirin öyküsünü bilsek, neden kaleme alındığını bilsek şiir olarak kendini korur belki ama dönüp yeniden aynı şiiri okumak ister miyiz bundan emin değilim. Şiiri okutan şey içindeki gizem biraz da. Şiirin yüzündeki peçe inerse tılsımı da kaybolmuş olur. Bunun elbette istisnaları vardır ancak genele vurulduğunda ben kendi adıma çoğu zaman şiirin hikâyesini bilmemeyi tercih ederim. 

edebî Podcastin Bütün Bölümleri: