edebî Podcast #5 Kaan Murat Yanık

Blog yazarı Evren Soyuçok tarafından hazırlanan edebî podcastin 5. bölüm konuğu Yazar Kaan Murat Yanık. Bu bölümde Monica Byrne, Salâh Birsel ve Turan Koç’un edebiyata dair görüşleri masaya yatırılırken Melih Cevdet Anday’ın edebiyatla ilgili bir sorusuna cevap aranıyor.

Yanık, edebî podcast boyunca kendisine aktarılan edebiyatçıların görüşleri şu sözlerle yorumladı:

Monica Byrne: Hikâye yazmayı bir yaratma eylemi olarak düşündüğümüzde bazı sorunlara neden oluyor bu; yalnızca anlatının değil, aynı zamanda yaşadığımız toplumun ve içinde yaşayanlar adına öngörülen olanakların yaratılışı söz konusu. Çünkü edebiyat aslında bizim kolektif yaratılış mitimiz.

(The Atlantic, 20 Mayıs 2014)

Kaan Murat Yanık: Bu görüşe katılıyorum. İnsan, etrafını saran boşluğa bir mana vermeyle birlikte yazar; en azından kendim için o kadarını söyleyebilirim. Bununla birlikte her zaman daha geriye, daha eskiye, en eskide bizim fenomenimiz olan belki prototipi olarak adlandırabileceğimiz o ilk insana dair, isterseniz bunu modern çizgi üzerinden geriye götürün, isterseniz geleneksel manada götürün, o ilk merak edilir genellikle ve o ilki dünyada olduğu andan itibaren olup biteni tıpkı bizim gibi muhtemelen yorumlamaya çalışmıştır ama o zamanki şartlar üzerinden muhtemelen yorumlamıştır, o zamanki şartlar üzerinden bazı olağanüstü şeyler dahil edilerek ilkel boyuttan, arkaik boyuttan bahsediyorum, sonrasında işin içine dinler girmiş, üstüne biraz kültür medeniyet gelmiş, en nihayetinde biz de bugün günümüzden bakıp, modern zamanlardan bakıp hem bugün hem de geçmişimizi ilk ana kadar olan kısmı yorumlama temayülü gösteriyoruz, bu da zaten komplike olduğu kadar topyekün bir kültür ve bunun içine hepsini topladığımız zaman da buna bir mit diyebiliriz. 

Podcasti, iTunes Podcast‘ten de dinleyebilirsiniz.

Salâh Birsel: Dikkat ederseniz “Sanat sanat içindir”, “Sanat toplum içindir” yaygarasını koparanlar daha çok ikinci, üçüncü dereceden, hamurdan adamlardır. Bir sanatçı eserinin “Sanat sanat içindir”, “Sanat toplum içindir” haplarına uyup uymadığını araştırmadan işini yürütür.

(Hacivat Günlüğü, s.55, Ada Yayınları)

Sanat, sanat için olduktan sonra toplum için olabilir.

Kaan Murat Yanık: Ben, “Sanat, sanat içindir” diyenlerin tarafındayım. Bu görüşe katıldığımı söyleyemeyeceğim. Ama bu görüşü, yazarımızın hangi  açıdan aktardığıyla da alakalı belki daha fazla üstüne durmak gerekiyor. Ama şu kadarını söyleyebilirim ki çok eskilere de gitmeyelim, 1917 Bolşevik Devrimi’ne, Rusya’da ve ortaya çıkan figürlere bakalım, hem o gün çıkan hem de yakın dönemde ortaya çıkan Rus yazarlarına bakalım. Dostoyevski’ler, Tolstoy’lar, onun öncesinde Gogol’ler ve bir yerde de Gorki’ye bakalım. Biri devrimin, bunu tırnak içinde söylüyorum, Gorkiy’i yargıladığım için değil ki zaten böyle bir şey saçma olur ama devrim şakşakçılığı yapmıştır, bence çok iyi bir yazardır fakat yazdıkları biraz kominist propagandaya hizmet etmesi hasebiyle kendi çizgisini, kendi edebî politikasını ya da poetikasını biraz araçsallaştırmaya götürmüştür.

Oysaki edebiyat bizatihi bir amaçtır ve biricik olan sanattır, özgürlüktür, edebiyatın burada muhafazakarlığına kadar götürebiliriz bu tartışmayı. Çünkü muhafazakar hep dinle ilişkilendirilen bir şeydir ama sonuç itibarıyla, sözgelimi 1917 Bolşevik ihtilalinden örnek verdim, bir yazar bu Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliğinin çıkarlarını korumak adına da muhafazakar davranabilir, bu da sanat dediğimiz şeyi bağlamından koparır. Özgürlükle alakası olmayan bir mekanizmaya dönüşür. O yüzden katılmıyorum.

Bence sanat, sanat için olduktan sonra toplum için olabilir. Yazarın görevi, bir toplum mühendisliği yapmak, topluma nizam vermek değildir, örnek olmak zorunda da değildir. Hal böyle olunca işi Ahmet Hamdi Tanpınar’a götürüp, hatta daha öncesi Fransa’ya götürüp dekadanlık tartışmasını uzun uzadıya tartışmamız gerekir ama Avrupa dilemmalarıyla, çıkmazlarıyla roman üzerinden hesaplaştı. Toplumun yaralarına parmak basıldı ama gerektiği durumlarda toplum tahrik edildi. Emile Zola bunu yaptı, diğer yazarlar – Fransa için konuşuyorum- diğer yazarlar yaptılar. Mesela toplumun hoşuna gitmeyecek ya da toplumu belli bir formasyondan geçirmeyi amaçlamayan, tamamen özgürce eserler verdiler. O bakımdan ben, “Sanat, sanat içindir.” savına katılıyorum.

Turan Koç: “Sanat için sanat” kulvarında yürüyenlerin yürüdükleri yolun oldukça dar olduğunu düşünüyorum. Hatta sanat için sanat anlayışının en geniş anlamıyla aldığımızda birtakım çıkmazlarla karşılaştırabileceğini düşünüyorum.

(Yaşayan Edebiyat 1, s.261)

 “Sanat, sanat içindir.” şiarının içinde özgürlük ve bağımsızlık barınıyor

Kaan Murat Yanık: Burada, her iki yazarda da her iki değerli isimde de “Sanat, sanat içindir” anlayışından tam olarak neyi kastettiklerini yeniden tartışmak gerekir. Belki de benim ifade ettiğim şeyden farklı bir amaçla söylediler bu sözleri ama en nihayetinde toplum odaklı, bunu modern zamanlar içerisinde ve edebiyatı bir sanayi endüstrisi haline getirdiğimizde toplumun beklentilerine göre roman yazmaya kadar vardırabiliriz. Toplumu eğitmek misyonu, işte geçmişte Tanzimat’ta, Avrupa’da gördüğümüz şekliyle edebiyatın, tıpkı bir zamanlar gazeteler aracılığıyla yapılması gerektiği gibi toplumu eğitmek, toplumu bilinçlendirmek ve işte ahlaki birtakım değerleri topluma zerk etmek amacı taşıdığı gibi sanatın toplum için olması, beri yanda günümüzden yorumlayacak olursak, toplumun beklentilerine göre kitap yazmaya kadar da vardırabiliriz işi.

Geçmişte çok iyi romanlar yazan ve toplumu çok da önemsemeyen bir yazar, şöyle önemsemeyen, bunu yazarım ve az okunur, bunu yazarım bu çok popüler bir konu değil okunmaz kaygısı taşımayan bir yazarımız mesela sonrasında popülerliğinin artmasına bağlı olarak çok da böyle toplumun hoşuna gidebilecek, daha magazinvari konulara yöneldiğinde satışları yükselir. Bunu çok kez deneyimledik hep beraber, okur olarak deneyimledik, ben kendi adıma en azından onu söyleyebilirim. Değer verdiğim, tüm kitaplarını okuduğum yazarların böyle bir evrilme ya da ne diyeyim savrulma diyeyim, böyle bir  savrulmanın içine girmesini üzüntüyle karşılamıştım. O bakımdan sanatın en başta “Sanat, sanat içindir.” şiarının bence içinde bir özgürlük ve bağımsızlık barınıyor. Benim için de önemli olan bu.

edebî podcastin ikinci yarısında Evren Soyuçok, Kaan Murat Yanık’a Abdullah Uçman, Andrew Bennet ve Melih Cevdet Anday‘dan hangisinin sorusunu cevaplamak istediğini sordu. Melih Cevdet Anday’ı seçen Yanık’a, Atilla Özkırımlı’nın 11 Eylül 1987’de Cumhuriyet gazetesi için kendisiyle yaptığı söyleşide Anday’ın dile getirdiği sorusu yöneltildi:

Melih Cevdet Anday: Neden bizim yazıya hevesli gençlerimiz düzyazıyla bir şeyler anlatmak istemiyorlar da çoğunlukla şiire yükleniyorlar?

(Melih Cevdet Anday, Dakika Atlamadan, Melih Cevdet Anday, Everest Yayınları, s. 301)

Kendimizi şiir üzerinden ifade etmemizin temelinde “göçebelik” var

Kaan Murat Yanık: Bunu birçok açıdan bilirkişiler; belki akademisyenler, edebiyat eleştirmenleri, otoriteler, farklı açılardan yorumlayabilirler. Benim naçizane kanaatim çok geriye götürecek olursak temelde bir göçebelik var: Bir toplum yerleşik düzene ne kadar erken geçerse ürettiği sanat eseri, nicelik ve nitelik olarak daha farklı bir olgunluğa erişir. Hal böyleyken bizim, yani Orta Asya’dan çıkan Türkler ya da diğer halklar, komşu toplumlar, bunların hepsinin Anadolu’ya gelip burada yerleşik hayata geçmesi, Anadolu’nun Türk İslam kültürüyle yeniden harmanlanıp imar edilmesi, kültürel olarak olgunlaşması bir süreç aldı. En nihayetinde şiir ve roman bağlamından ziyade mesela heykele de götürsek, resme de götürsek bunun farklılıklarını görürüz değil mi? Orhan Pamuk’un Benim Adım Kırmızı romanı minyatürle portreyle anlatması açısından doyurucuydu bence. Bu konumuzla bir anlamda ilgisi olduğunu düşünüyorum.

Roman da bir Avrupa biçimidir bence. Rönesans ve reformun ardından kendisiyle hesaplaşmaya başlayan tıpkı günah çıkarma düsturuna benzer şekilde yazarın oturup itiraflarını kaleme aldığı bir sistem var. Onun öncesinde Decameron var Boccaccio’nun, bence orada başlamıştı, sonrasında da hep düzyazı üzerinden kendisiyle hesaplaştı. Şiir üzerinden toplumun ve bireyin kendisiyle hesaplaşması -benim görüşüm- çok mümkün değil. Coşkun, taşkın, aşkî birçok bağlamda belki medeniyet üzerine birtakım güzellemeler ya da Tevfik Fikret’in Sis şiirinde olduğu gibi bir hayıflanma durumu barındıran, bu tema etrafında bu temaları tavaf eden şiirler de var, çok var. Fakat bence bizim kendimizi yani gençlerin daha çok şiir üzerinden kendilerini ifade etmesi temelinde göçebelik var. Bizim roman kültürüne olan naaşinalığımız var, buna çok aşina değiliz. Çünkü günümüz gençleri de bir bağdan geldiği için, Melih Cevdet Anday’ın kastettiği gençler de kendi döneminde bugünkü gençler de aynı eğilim var, daha çok şiir, şiir üzerine bir ifade ediş biçimi, bunun biraz da göçebelikle birlikte Doğu’ya münhasır bir şey olduğunu düşünüyorum. Bizim yörüngesinde olduğumuz kültürler uzun yıllar boyunca Arap ve Fars kültürü olduğu için bu kültürlerde de daha çok şiir üzerinden eserler verildiği için doğal olarak modernizasyon içerisinden geçsek dahi romandan ziyade daha şiire entegre olan bir entelijansya mı diyelim ya da entelektüel kılan topluluk mu diyelim böyle bir durum söz konusu.

Onun öncesinde şunu da söylemek gerekiyor: Arap ve Fars kültüründe de bugün romanesk olarak tanımlayabileceğimiz düzyazı türleri var. Mesneviler, Mantıku’t Tayr, Binbir Gece Masalları daha naratif, belki şiir formunda olan şeyler de var, öyküyle şiir arası türler, bunlarda da kıssadan hisse verme amacı güdüldüğü için Avrupa bazında romanlar, onlarla mukayese edebileceğimiz türler değiller. Şundan bahsediyorum, biraz önceki yazarların görüşlerine gönderme de yapmış oluruz, bu eserden ne bekliyoruz? Kıssadan hisse verip toplumu eğitmesini, toplumu ıslah etmesini mi bekliyoruz Mesnevi’de olduğu gibi, içinde muhteşem hikâyeler var, orası ayrı bir şey ama bir kıssadan hisse üzerine bir faydacılık bir araç olarak devam ediyor çizgiler. Yoksa Avrupa’nın herhangi bir fayda beklemeden yazarın kendi içini deşip deşip dışarı saçması mı, Dostoyevski’nin yaptığı gibi. Bu noktada birkaç husus bunları sayabilirim ama elbette üstüne oturup saatlerce konuşacağınız başka hususlar da mutlaka vardır. Roman kültürüne bigane olmamızla alakalı diyebilirim.

Tanzimat’ta günümüz Türkçesine çevrilen -o zamanki Türkçeye- eserlerde de aşağı yukarı bu sarkıklığı görürüz. Bugün hâlâ üstüne yüzlerce kez izleyerek hiçbir şey koyamadığımız arabesk dramalardan bahsediyorum. Zengin kızla fakir oğlanın aşkı. Tanzimat’ta Ahmet Mithat Efendi’ler, Sami Paşazade Sezai’ler bunların daha Osmanlı’ya daha 1900 – 1800’lü yıların sonuna göre ayarlanmış hallerini yazdılar. Bugün Türk dizilerinde toplum bir kısmı hâlâ bu senaryoları izliyorlar. Bu da roman kültüründen yoksun oluşumuzla alakalı diyebilirim.

edebî Podcastin Bütün Bölümleri:

Listen to “Edebi Podcast” on Spreaker.

edebî podcast #4 Serap Aslı Araklı

Blog yazarı Evren Soyuçok tarafından hazırlanan edebî podcastin 4. bölümünün konuğu Şair Serap Aslı Araklı. Bu bölümde Adnan Özer, Melih Cevdet Anday ve Semih Gümüş’ün edebiyata dair görüşleri masaya yatırılırken Abdülkadir Budak’ın edebiyatla ilgili bir sorusuna cevap aranıyor.

Araklı, edebî podcast boyunca kendisine aktarılan edebiyatçıların görüşleriyle ilgili şu değerlendirmelerde bulundu:

Okumaya devam et “edebî podcast #4 Serap Aslı Araklı”

edebî podcast #3 Yusuf Temizcan

Blog yazarı Evren Soyuçok tarafından hazırlanan, Türkçe edebiyat podcastleri arasında içeriği ve formatıyla ilk olma özelliği taşıyan edebî podcastin 3. bölümü yayımlandı. Yazar ve Editör Yusuf Temizcan‘ın konuk olduğu podcastte Semih Gümüş, Arif Ay ve İnci Aral’ın edebiyata dair görüşleri ele alınırken, Buket Uzuner‘in edebiyatla ilgili bir sorusuna cevap aranıyor.

Temizcan, edebî podcast boyunca kendisine aktarılan edebiyatçıların görüşleriyle ilgili şu değerlendirmelerde bulundu:

Okumaya devam et “edebî podcast #3 Yusuf Temizcan”

edebî podcast #2 Handan Acar Yıldız

Blog yazarı Evren Soyuçok tarafından hazırlanan, Türkçe edebiyat podcastleri arasında içeriği ve formatıyla ilk olma özelliği taşıyan edebî podcastin 2. bölümü yayımlandı. Yazar Handan Acar Yıldız‘ın konuk olduğu podcastte Buket Uzuner, Rasim Özdenören ve Melih Cevdet Anday’ın edebiyata dair görüşleri ele alınırken, Oktay Rifat‘ın edebiyatla ilgili bir sorusuna cevap aranıyor.

Okumaya devam et “edebî podcast #2 Handan Acar Yıldız”

edebî podcast #1 Fatih Baha Aydın

Blog yazarı Evren Soyuçok tarafından hazırlanan Türkiye’nin özgün içeriğe ve ilk kez denenen formata sahip ilk edebiyat podcasti olma özelliği taşıyan edebî podcastin 1. bölümü yayımlandı. Yazar Fatih Baha Aydın‘ın konuk olduğu podcastte İnci Aral, Vladimir Nabokov ve Nurullah Ataç‘ın edebiyata dair görüşleri ele alınırken, Mario Levi‘nin edebiyatla ilgili bir sorusuna cevap aranıyor.

Okumaya devam et “edebî podcast #1 Fatih Baha Aydın”